2 sonuçtan 1 ile 2 arası
  1. #1
    Kıdemli Üye
    Üyelik tarihi
    23.11.2009
    Yer
    Hollanda
    Yaş
    48
    Mesajlar
    156
    Teşekkür
    34
    Aldığı Teşekkür
    256

    Standart Kimsin, nesin, nerelisin diye sorma;


    Hepi topu bir can parçası emanet tende..



    Kimsin, nesin, nerelisin diye sorma;
    dünya denen yerden, insanım işte..
    Devletmiş, milletmiş, ırkmış; hikaye..
    Soyunsam hepsini aynı sen kalırım;
    hepi topu bir can parçası emanet tende..

    Şefkat, sevgi, merhamet duyabilirim elbet ama nasıl güvenebilirim ki acıkan, susayan, şehvet duyan, ölen ve ölmeyi kabullenen insanoğluna..

    Ve kimileri sivrisinek gibidirler; yaşamak için başkalarının kanına girerler.. Kan sız sevgilim..

    Kendini bilmez, arsız dikey çığlıkları çelikten bir yatay suskunlukla bastırmak gerekir bazen.. Evet gerçekten gerektiği durumlar vardır böylesi bir içsel faşizmin..

    Içimde inatla susmayan, bol nakaratlı, durgun bir şarkı var; ruh notaları eline tutuşturur, yürek kendi sazıyla çalar ya.. Ah bir gönül dudağıyla öpebilseydim aşkı ; nasıl da coşar, şahlanırdı bu arya..

    Hani bol dalgalı, azgın bir denizdesinizdir; batmamak için bütün fazlalıkları atmanız gerekir .. İşte tıpkı bunun gibi yazmak.. Ancak burada durum biraz daha farklı; gerçek anlam ve tadlarla beslenen bu canavar su yalnızca edebi değeri yüksek fazlalıklar istiyor; öyle ki beğenmediklerini tekrar gemiye kusup hepten dengeyi bozuyor.. Işte aynen böylesi bir tedirginlik yazarken varlığımı saran..

    ''Olmak''ın şaşkınlık yaratan rengarenk mucizesidir her çiçek..
    En alımlı kaderi, kurban edildiği bir aşka boynunu uzatarak, beklemek..
    Kokusuyla haykıramadığı uçmak sevdasını dillendirir bazen,
    kırılgan kanatlarıyla hercai bir kelebek..

    Kalbin işi temiz ve kolay..
    Barsağın incelikli pis işlerinden ne anlar;
    kanı pompalamak ya da pompalamamaktan ibaret onun için bütün olay..

    Kendi içinde insan bir tek değil, bir çok;
    insan değil insanlık cumhuriyeti sanki..
    Ama aslında yanlış; cumhuriyet de değil;
    hangi ben baskınsa onun elinde kalıyor hükümranlık;
    yani ki insanın iç yönetim şekli resmen diktatörlük ..

    Yeni materyal bulmalı oklarına Eros''un; hepsi ya döküntü, ya kırık..
    Şimdiki kalplere ok mu dayanır; ya taştan, ya plastik..

    Adım atmazsan yol alamazsın..

    Parçalan taş! Sökül kül! Aksın kan.. Gülsün gül..

    Olgun ''bilmek'' elması yerine, ham ''sanmak'' elmasını yemiş olmalıyız hem de bir kaç ısırık, tam değil; bu yüzden emin olmak, yüzde yüz tatmin olmak mümkün değil içinde bulunduğumuz algı düzeyinde.. Zihnen rasyonalize edebilsek bile olguları, tüm duyumlarımızla da onanmasına ihtiyaç duyuyoruz.. Ama yine de gerçek bir idrakın yolu gönülden geçiyor; yerini bulup dolduran, hat bağlantısını sağlayan jeton gibi..

    Maddenin ağır, baskın, çığırtkan yanlarına koşullanıp hassas dokunuşlarına duyarsız kalıyoruz.. Her adımda havayla sarmalanırken, suya dalmak için can atıyoruz.. Sonunda toprağa girip, ateşe atılmaktansa ölümüne korkuyoruz..


    Yüzümü sana döndüm.. Ve senin dışında hiç bir şeyi öğrenmek istemiyorum artık.. Algımı çekiştirip yırtıyorlar, çözemeyecekleri düğümlerimle uğraşıyorlar bceriksiz elleriyle.. Yine de affediyorum her şeyi ve herkesi.. Onlarla karşılaşmak bile seni gölgenden doğru bilmek değil miydi..

    Kaçmak için ışıktan kendi kanına girmek de var.. Küskün ve somurtuk bir düğüm.. İntihar..

    Nasıl da ben merkezciyiz.. Güneş battı diyoruz, kış var..
    Halbuki kürenin öteki tarafına doğuyor güneş, ve bahar..

    Gökten yalnızca yağmur, kar ve dolu mu yağar; dün, yarın ve bugün!?
    Daha ne görünmez güzellikler var ki incecik kanatlarıyla gönüllere sızar; ilim, irfan, ledün..

    Aslında evrende her şeyin temeli madde ve titreşim; ve bir anlamda sınırlı.. Yağan ilim irfan da birikecek yer bulamazsa, mazgallardan sızan yağmur, kar, dolu gibi, farklı bir dönüşüm deneyimleyip yine birilerinin karşısına daha hazmedilebilir bir duyum veya ilham olarak çıkacaktır..


    Ve nice insanlar vardır ki onlarda yürek ve beyin yerine mide ve apış arası konuşur; boğuk, gurultulu, iştahlı seslerinden tanırsınız en çok.. Yağ bağlamıştır sevgisiz kalpleri işlemez ok, mok; üvey bir beslemedir beyinleri; rüküş, dramatik, barok..

    Suyu kırmak için önce iyice bir üşütmek gerek..
    Ölüm ise kendini bir realiteden koparıp bir başkasına düğümlemek..
    Bir gülümsemesine bakar çözmesi düğümleri Güneşin..
    "if it really belongs to you, you can never loose a thing"..

    Koyu, sağlam, taş gibi bir cücedir gerçek; kimi zaman hap kadar, yoğunluklu, sesi gür ve yüksek.. Ellerimizde balyozlarla saldırırız sınamak için; dağ gibi putlar korkup kaçsa da, o kaçmaz, titreyerek..

    İstersem kırarım boynunu bir küçük vazgeçişle en uzun soluklu istemin bile..

    Bu nahoş kokuya, bu yapış yapışlığa sinirlenme, mazur gör sevdiceğim..Ürettiklerini sanmasalar böyle canla başla ıkınmazlar; ve boşaltım sistemleri çalışmasa patlar insanlar..

    Kocaman bir sivrisinek olmayı istiyorum bazen;
    dünyanın bencil, açgözlü oburlarını iştahlarının
    en kabarık yerinden delip, kanını emen..
    Yutmak için değil ama, tükürmek için yüzlerine yeniden..

    Hep yanmaktan, ölmekten, bitmekten bahsediyoruz ya; yalan.. Doğrusu hiç birimizin niyeti yok böylesi atraksiyonlara.. İyisi mi ateş olma; sıcak su ol.. Küvete dol..

    Seyredildiğini seyrettikçe şahlanır teşhircide haz..
    Dehşet verici bir görü kaypaklığı; kalp yamuk, sevi ahraz..

    Kaç suyla yıkarsan yıka geçmezler ateşin bıraktığı öpücükler..

    Hayatın kalbine bağlı damarlardır duygularımız.. Içindeki kanı ne denli sakınmadan ve olduğu gibi akıtabilirsek kendimizi ve hayatı o denli doğru ve dürüst ifade etmiş oluruz.. Tüm iyi niyetimize rağmen kansızlık çekeriz bazen, kanallar tıkanır.. Damarlarda kalan kan bulaşıklarına divitini daldırıp süzülmüş harflerle incecik şiirler yazabilendir şair..

    Farkında mısınız insanın elektronik karşısındaki acizliğinin.. Mekanikte olaylara karışandı insan; elektronikte ıskartaya çıkmış, düğmeye basmaktan başka işe yaramayan iri gözlü biçare bir tanrıcık.. Ve onun saçına iliştirdiğimiz bu şaşkın papatya..

    Bu saray, bu yatak, bu bebek irisi hep tiyatro dekoru, oyun; kuytu bir dehlizde asıl ben kaç yüz yıl uyudum.. Kürek yerleri kaşınan sürüngen kadar göğe uzak, istence kuyuydum.. Adımı bilemesem de, biraz; damara yürüyemeyişte tökezleyip hıçkıran yürek suyuydum..

    1''dik. 2''yle uzaklaşıp seyretmeyi öğrendik. Ve 3''le düştük kabuk üstü var oluşun bireysellik yanılgısına. Amuda kalkmış bir üçgenin en yalnız kenarında gezinen dünya hayatı. Oysa en sert elmas bile kesemezdi havayı, ateşi, suyu. Öyle genişti ki toprağın şefkatli kucağı; yabancılaşıp hasım olmayı öğrendi parmak uçlarından başlayarak iki kolu; öz be öz iki oğlu.

    Ritüeller yüceltmek içindir yüceltilmek için değil.. Araçtır, amaç değil.. Meyvenin kabuğuna takılıp özünü göz ardı etmek; yola yoğunlaşıp hedefi unutmak..

    Şu kafamın üstündeki, sadece önüne konulanı görebilen iki aciz yuvarlak..

    Bazen sadece üç nokta bile ne kadar daha yakışıklı üst üste yığılmış pervasız, sırnaşık, kendi içinde patlayan basiretsiz gürültücü sözcük yığınlarından..

    Nasıl da kucaklaşır Hava ve Ateş;
    her buluşmaları yerselliğe isyan, göğe kaçış..
    Acı çekmek Toprağa özgü..
    Suya kalansa acıyış..

    Bütün bu yazma anlatma çabaları, koordinat bildirmekten öte bir şey değil, kurtarılmak için yanılgılı yalnızlığımızdan, uzaklaştıkça sancıdığımız ama hiç kopamadığımız bütünce..

    Neydi ah neydi o, anlamı neydi?
    Ufuksuz bir gökte tek kanatlı kuş..
    Keşke unutsaydım hatırlamayı;
    taksız bir tik bu, yarım unutuş..

    Soyunsam şu yılgınlığı soyunsam;
    sussam artık biraz sessiz ağlasam..
    Uzak bozkırların sivri dağıyken;
    deniz ortasında bir ada olsam...

    Işe giderken kopardığım her sabah ömür çiçeğimin bir cılız yaprağı daha;
    kanatlarından kavrayıp tıktığım heves kuşum yarı açık cezaevi avlusuna..

    Başka mezarların mermer tozları mıdır gözüme gözüme yapışan, ne bu?
    Bana iki damla göz yaşı ver Tanrı''m, bir avuçluk Hayat, bulanık su..

    Araba icat oldu; eşek piyasası öldü.. Eşeklik baki kaldı insanda..

    Sana güzel bir söz mü söylesem şimdi.. Mesela ''can sıkıntısı soyulabilen bir şeydir'', ve ''anlam ölümsüz, söz bitmedi'' desem (!?) Altını değiştirsem ödlek heveslerinin, ümit kuşlarını yemlesem (!?)

    Genleşerek tüm çevreni tavaf edip sararken ''anti''n olarak başlıyorum senleşmeye..

    Her ''icat'' zannedilen de bir ''keşif''tir aslında.. Vakti zamanında kaybedilmese bulunur muydu!?

    ''Kötü bir şey yapmamak'', ''iyi bir şey yapmak'' değildir.. 1''den 1 çıkarsa 0 olur +1 değil.. çınla kulağım, gözüm seğir.. Cehennem yolunda yürümemek, Cennet yolunda yürümek değil..

    Maymundum önce; evrildim çevrildim insana benzedim dersin; ne saçma şeysin!
    Madem tanımıyorsun mukaddes babanı, -kusura bakma ama- resmen piç oğlu piçsin..

    Katlanamıyorum sözün bile can çekişenine, yazık.. Ağzımdan çıkar çıkmaz pörsümeyecek ölümsüz kuşlar azad etmeliyim artık..

    Insan sı zzz ı m.. Imkansız sızım.. Sana kolay demek; ÖLSÜN ARTIK ÖLEBİLESİ NE VARSA!

    Ey ruhum! Dünyaya sürgün güzel, sonsuzluk gelini, ecem!
    Aşk''a yüz sür sen; gebersin kıskançlıktan sünepe iç güveysi, ölüm denen..

    Öyle kart, bet ve çığırtkan ötüyor ki ölüm kuşu fısıltılarını duyamıyorum meleklerin..

    Senin o sonsuz merhametin olmasa, her kaypak dönemeçte kıvrılıp kıvrılıp yine kendi kuyruğunda secdeye kapanan bu güdük, bu çıtkırıldım, bu ahmak oluşla nasıl ererim tahtına, yüz bulurum bakmaya yüzüne Tanrı''m!

    Sakınınız, kirli ağızlarda aktarıla aktarıla yalama olmuş bir daha temizlenemeyecek denli damgalanmış, kirletilmiş sözcük öbeklerinden. Onların, beyinde olmadık merkezleri harekete geçiren, önyargı, yanlış ima uyandıran gayri meşru anlam çocuklarıyla ibadet bile olmaz; . ışık kir tutmaz ama insanoğlu kelamı bile kirletti mi ne..

    Bitmeyen o yarış atı meseli; anne baba hem hayat atına jokey, hem çocuklarına seyis.. Okul, eğitim hep bir hazırlanma.. Sonra iş hayatı; gerçek yarış.. Yolun sonunda kara bir nokta ölüm; yani varış.. Hadi güzelim bunu bile bile kaytarma, canını dişine kat ve yarış!

    Silmek yok işte; sadece karalıyoruz.. Bütün cümle gitse de sonundaki o kara nokta hep duruyor, hep duruyor..

    Bohçacı çingene gece geldi..
    Yıldızlı bohçasında uyku çeşitleri..

    Kapatın kapılarını günün..
    Göğü maviliğinden kanatın..
    Sızmasın içine artık yarın..
    Salaş, dingin, uslu bir tükeniş seçiyorum kendime..
    Hazzıyla dolsun ömrüm; mazgallara sızan
    ılık, nemli, bitkin ışık eskileri gibi yok oluşun..


    Hiç sevgilim olmadı, hatırlamıyorum..
    Kezzabi bir unutuş; Zaman''ı yıkıyorum..
    Kuşlar çekiştiriyor; "uyan hey tembel!" diye..
    Oysa ben filizlendikçe kırılıyorum..
    İnanmayan bir gönül, içinde kuş bulunmayan bir kafese benzer. ABDÜLKADİR GEYLANİ


  2. Facebook Adınla Yorum Yap

  3. #2
    Yeni Üye
    Üyelik tarihi
    19.01.2010
    Yaş
    60
    Mesajlar
    12
    Teşekkür
    28
    Aldığı Teşekkür
    17

    Standart

    Çok güzel bir paylaşım ve zevkle okudum emeğinize sağlık kardeşim.
    Muhabbetten MHAMMED oldu hasıl.
    MUHAMMED'siz muhabbetten ne hasıl.


 

 

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •